yaşlandık mı yahu??

işte son 20 yılın en iyi 20 şarkısı
1. "Smells Like Teen Spirit" - Nirvana (1991)
2. "Hey Ya!" - Outkast (2003)
3. "Sweet Child O?Mine" - Guns N?Roses
4. "Unfinished Symphony" - Massive Attack (1991)
5. "One" - U2 (1991)
6. "Live Forever" - Oasis (1994)
7. "Bitter Sweet Symphony" - The Verve (1997)
8. "Common People" - Pulp (1995)
9. "There She Goes" - The LA?s (1990)
10. "7 Nation Army" - The White Stripes (2003)
11. "Song 2" - Blur (1997)
12. "Crazy" - Gnarls Barkley (2006)
13. "Angels" Robbie Williams, (1997)
14. "Baby One More Time" - Britney Spears (1999)
15. "Personal Jesus" - Depeche Mode (1990)
16. "Like A Prayer" - Madonna (1989)
17. "Firestarter" - The Prodigy (1997)
18. "Brimful of Asha" - Cornershop (1997)
19. "Stan" - Eminem (2000)
20. "I Bet You Look Good On The Dancefloor" - Arctic Monkeys (2006)

şarkılara şöyle bir bakıyorumda galiba yaşlanıyoruz..özellikle smell's like teen spirit i görünce bide sweet child o'mine ı görünce bi garip titredi içim..
"o öyle bir gülüşe sahipti ki bana çocukluk anılarımı anımsatırdı.."
QuarantinE'im,DaFNia'm bakın işte
ŞARKILAR BİZİ SÖYLER.

bilmem ki


hiç uçurtmam olmadı benim..
bu yüzdendir ki
bilmem uçup giden bir uçurtmanın ardından üzülmeyi...

çiğ köfte partisinden geriye kalanlar..

önce ekibe haber verilir,herkesin eksiksiz orda olması sağlanır,gerekli malzemeler belirlenir,grupta urfalı yada antepli varsa malzemeleri almaya eşlik eder, bulgur, kıyma, baharatlar, soğan, maydanoz, salçalar hazırlanır.. yoğurt, marul,limon dışardan gelecek arkadaşlara sipariş edilir.. daha büyük bir tepsi için komşuların kapıları tıkırdatılır.. tırnaklar kesilir eller yıkanır bol suyla ..köfte itinayla yoğrulmaya başlanır.. varsa elinizde bir sıra gecesi cd si pc ye takılır son ses eşlik edilerek söylenir,söyletilir :)
imece usulü yapılır herşey.. ameliyata giren doktorun terini siler gibi silersin köfteyi yoğuranların terini.. yavaş yavaş hazırdır her şey ekipte tamsa yenilmeye başlanır afiyetle..
bir yandan yaksada ağzını o baharatlar, tatlı sohbetlere daima yer vardır bu sofrada.. güzeldir dostlarla olmak,hocaları çekiştirirsin biraz, biraz hayatla dalga geçersin ,biraz hayat senle..yorulmuş bedenler yıgılır koltuklara en son çay demlenir dinlensin diye mideler..sohbet daha koyu şekilde dewam eder yorgunluğa inat..
susulur sonra bir ara,saat geç olmuştur artık.. dostlar yavaştan müsade isterler..sırasıyla uğurlarsın hepsini..
kimse kalmadığında gecer salona bir oh çekersin..
ne sohbetleri bıraksan da ardında somut olarak bakıldığında mutfak dolusu bulaşıklardır bir çiğ köfte partisinden geriye kalanlar..
bir de hala pc de çalmaya dewam eden sıra gecesi cd si :)

el kadar bir kızım,el kadar...

küçücük esmer ve zayıf bir kız,büyükannesinin(babanın babaannesi) ellerinden tutar,tulumbanın yanına kadar beraber inerler,ayva ağaçlarından düşmüş bir ayvayı alır büyükanne eline,tulumbanın koluna 2 kez basar,yıkar ayvayı akan suyla..sonra tulumbanın kenarına vurarak parcalar ayvayı,birazını küçük kıza verir,kalanını fazla kesmeyen dişleriyle ısırır,küçük kız çok mutludur çok sever büyükannesini...

küçücük esmer ve zayıf bir kız,okulun merdivenlerini çıkar heyecanla yanında babası,müdür odasında müdür fındık verirken ona ilk okul numarasını da ögrenir küçük kız,123....

küçücük esmer ve zayıf bir kız ,bir 23 nisan sabahı bayrama katılmak üzere kıyafetleriyle iner evlerinin önüne,yoldan geçen yaşlı bir amca durdurur kızı,niye boyadın dudaklarını der,küçük kız şaşırır,boyamadım ki amca der,amca inanmaz,en sonunda kız dudaklarına sürer ellerini ve gösterir amcaya,amca şaşkınlıkla bakar bu sefer ve kıza ne güzel dudaklarının rengi der..

küçücük esmer ve zayıf bir kızın yanına bir kız yaklaşır kalorifer peteklerinin önünde,neden beraber takılmıyoruz diye sorar,küçük kız kaldırır kafasını sima hiç te yabancı değildir,ilkokul arkadaşı kadriye dir elini uzatan,ve hiç bırakılmaz o el ortaokulda..

küçücük esmer ve zayıf bir kız,ilk defa basketbol topunu eline alınca anlar hırsın gayretin varlığını,antrenmanlarda neşe dolu çığlıklar atarlar takım arkadaşlarıyla.. ve çıkacağı ilk maçtan önce babası alır küçük kızı yanına,bak kızım bir oyun bu der kazanmakta var kaybetmekte..

küçücük esmer ve zayıf bir kız,mutludur yeni arkadaşlarının içinde...ömür boyu ağlayabilecegi omuzlar vardır etrafında,sarılabileceği...hem sadece hüzünlerinde aglamaz bu küçük kız,mutluluklarda bile akıverir yaşları gözlerinden...

küçücük esmer bir kız,büyüyordur aslında artık,yolunu bilmediği bir memlekette koca valiziyle yapayalnızdır..

küçücük esmer bir kız,pazar kahvaltılarına gider oda arkadaşlarıyla,ve hala güneşli günlerde destiny's child'ın lose my breath şarkısının dolanması diline bundandır...

küçücük esmer bir kız,kendinden daha küçük o melekleri görünce şaşırır,nasıl bu kadar sevgi dolu olabilirler diye...

küçücük esmer bir kız,hayatında ilk kez girmiştir o kapıdan içeri,başının üzerindeki o kocaman ışıklar korkutsa da onu,sevecen bir doktor sesiyle bırakır kendini güvenin en diplerine dogru..

küçücük esmer bir kız, bir gün anlar aslında hiç büyümemiştir..biraz korkar önceleri,ama sonra hoşuna gider bu direniş hayata karşı...

küçücük esmer bir kız, prenses olmaktır tek dileği.....

kardeşlerim,canlarımm



kader garip bir şey!! insan insana kavuşur derler ya aynen öyle işte bizim hikayemiz..
beraber 3.senemizi yaşıyoruz..her şey o kadar güzel ki,öz kardeşimi sever gibi sarılıyorum ona,o da sanki bir kan bağı varmış gibi aramızda sarıyor binicik elleriyle boynumu ...
sanki aynı anneden doğmuş gibi benziyoruz birbirimize.. işte bu benim kardeşim furkan..

sizinde kardeşleriniz olabilir benim kardeşim gibi..
ablasını abisini bekleyen o kadar çok çocuk var ki sırada, belki sizin kalbinizde benim kalbim gibi daha önce yaşamamıştır bu hisleri..

abla derken dünya sarsılır yerinden..kalbinde küçük bi sevgi topu büyür,büyür...

canlarım 2nizi de öyle seviyorum ki.. "murat & furkan"

O kavuniçi balık benmişim..

dingin dingin evimde teoman dinliyorum.. ohh be demeden son aklımda kalanları yazıyım :)
fen ve teknoloji => güneş tutulması,ay tutulması birer olgudur..bilimsel bilgi: kümülatif , genelleyici , seçici ,sosyal , dinamik , objektif , olgusaldır ve mantıksal tutarlılıga sahiptir.
ilk okuma yazma =>çocuğun çevresinde gördüğü sembollerden anlamlar çıkarmasına çevresel okuma denir mesela ekranda yıldız gördüğünde star tv yi izlediğini söylemesi gibi..
hayat bilgisi =>ilköğretim birinci kademedeki temalrın isimleri: okul heyecanım,benim eşşiz yuvam,dün bugün yarın dır.
matematik => davranışlar kazanıma dönüştürülmüş,kazanım sayısı azaltılmıştır,kavramsal yaklaşım ön plandadır.
cumhuriyet tarihi => demokratik parti 1946 da kuruluştur.1950 secimlerinde iktidara gelmiştir,hükümeti kurma görevi adnan menderes e verilmiştir.
müzik => şarkı öğretimi 2 yolla yapılır.1)kulaktan öğretim birinci ve 2.sınıfta uygulanır. 2)nota yoluyla ögretim.
öğretim teknolojileri ve materyal geliştirme => tepegöz kullanılırken gösterilecek yerler perdeden değil,saydam üzerinden işaret çubuguyla gösterilmelidir.

ve işte en muhteşem an geliyorr.. ben "OH bEa" diyorum beynim dengeleniyor ne öğrendiğim ortaya çıkıyor..yaşasın JEAN PİAGET..
işte karşınızda balık hafıza esra :)

o kavuniçi balık benmişim....

motivasyonda son nokta..


aman aman şükürler olsun..bitti mi bitecek mi derken hala bitmedi :D ..bi enerjiklik var bugün bende ama hadi hayırlısı..yarın son sınav..ögretim teknolojileri ve materyal geliştirme (2 tane gibi görünsede aslında tek ders)
sanırım blogumun en mutlu yazısını yazıorum..fen ve teknolojiden 46 alsamda hayat dewam ediyor öyle değil mi..(ama benim gibi bir ineğe yakışıyor mu hiç :/ )

bakalım başka neler var elimizde ..son derece karadeniz iklimi hakim yine buralarda..deli deli rüzgarlara katılmış su damlacıkları tüm hızıyla iniyor trabzon sokaklarına...toprak kokusu,deniz kokusu alıp götürüyor beni ruhumun olduğu yere ve yaşar kurt çağrışıyo birden..."ne zaman geldin ruhum görmedim seni,uçaktan atlarken unuttum galiba özledimm..."
üst kat komşularımın gürültüleri sakinliğimi bozsada pes etmek yok mutluyuz yahu..nedeni de yok..şükür etmek lazım..eksiği yok fazlası var hayatın..
olmak istediğim yerdeyim..olmak istediğim insanlarla değil belki ama..insan dediğin yeniliklere açık olmalı..
biri beni durdursun.. :)
not: ilknur teyzecim acil şifalar!!
not: kuzilerim hepinizi de çok özledim...

25

yan yana gelmiş 2 rakam ne ifade eder insana,iki basamaklı bir sayı dışında..
uğurlu sayılardan bahsetmek anlamsız sanki..
çünkü böyledir sayılar;üzerine hangi anlamı yüklersen onu ifade eder sana ,tıpkı insanlar gibi..

aslında aylara bölmekte anlamsız güzellikleri,ama senin deyiminle "ömür geçio bea"..
3 basamaklı sayılarda da güzel anlamlar bulalım beraber :)

E) hiç biri


pazartesi günü vizelerim başlıyor.. kağıtla, kalemle, kitaplarla, hocalarla pek bir haşır neşirim.. tu tu tu maşallah.. kendime ve bu hayata katılan bütün arkadaşlara başarılar..

"mühim olan öbür dünyadaki sınav"

GülümSeyebilmek..


gülümseyebilmeye çalışıyorum..annem ve tabii ki halamın desteğiyle..
ameliyatım ayın 22 sine ertelendi..bugüne o kadar da hazırlamıştım kendimi..biraz stresten ağladım yine..sanırım baştan beri her yazımda ağlıyorum yoksa bana pek uğurlu gelmedi mi bu blog..
ağlamak duygularımın en güzel dışa vurumu aslında..mutluluktan,hüzünden,stresten ve daha bir çok psikolojik durumdan ötürü gözyaşlarıma sarılıyorum..kaçmıyorum hayattan,savunuyorum hala ama hep ağlıyorum..
her insan gibi bende hayatımın bazı aşamalarında karamsarlaşıyorum nadirde olsa..aslında o kadar karmaşık ki bu aralar her şey..
mfö'nün şarkı sözlerinde olduğu gibi "saklansam bir yerlerde gizlice ağlasam"...bak yine ağlamak diyorum..
bu yazıyı yazmaktaki amacım biraz olsun kopmak bu ruh halinden..şimdi bir de gülen yüzler eklersem yazıma herşey yoluna gircek sanırım.. :)


not: ATAM açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyceğime and içerim..varlığım TÜRK varlığına armağan olsun...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!
ATAMI rahmet ve minnetle anıyorum..

karma karışık..


bütün gün bir türlü yolunda gitmeyen işler....
mesleğini sevmeden yapan insanlar ve etrafındakilere çektirdikleri..
minik meleklerimin 4.sınıftaki,bana fazla büyümüş gelen halleri,parlayan gözleri,gülümsemeleri ve gülümsetmeleri benide ..
çaresizlikte olduğumu sanıp döktüğüm gözyaşları...
sıcak bi çay,biraz peynir,pekmez...
bir hastane..
ölmüş anneciğinin ardından lazca ağıt yakan teyze.. dilinden anlamasan bile yanması yüreğinin..acının dili yok,dini,ırkı,rengi yok...
ağıt yakan teyzeye şaşkın gözlerle bakan 6-7 yaşındaki çingene kız...
otobüse geç kalan başka bir teyzenin telaşı...
bir dostun mutlu sesi...(pınarım çok saol)
aradığın bir yeri bulamama..kızma ...bu kez kızgınlıktan kaynaklanan bağırışlar,yüksek sesler...
ayın denizin üzerine düşen ışıltısı...
yorgunluk,sakinlik istemek aralıksız olarak...
sevmek,kızmak,yorulmak,ağlamak,gülmek..
ama hep yaşamak...
ne pahasına olursa olsun yaşamak...

pazar,kablo,kahvaltı ..


Trabzon'da soğuk ve yine yağmurlu bir Pazar sabahı.. diğerlerinden biraz daha farklı sanki.. yalnızlık kavramı anlamını yitirip, yeni bir anlam kazanmış kalabalıkta..

Karşımızdaki insanlardan çok,kablolarla bağlıyız şu hayata.. yoğun bakımda yatan bir hastadan tek farkımız(bu aynı zamanda en önemli fark)sağlığımızın yerinde olması.. ne kadar çok kablo var hayatımızın her yerinde..bu detayı dün odamı temizlerken fark ettim biraz geçte olsa. telefonumun şarj aletinin kablosu(hayati bir değere sahip),pc?nin adaptörü,adsl kablosu,modemin adaptörü,mp3 player ın usb kablosu,fotograf mak. Usb kablosu,telefonun kulaklığı(hala bluetoothlu kulaklık alamadın mı diyenlere inatla :)) böyle devam edip gidiyor.. ve biz o kadar alışmışız ki bunların bir çoğuna yoklukları sanki kabus bizim için..

İşte yine bir Pazar sabahı,daha güzel anlamlar ifade etsin diye dostlarla yapılan bir kahvaltı eklemek lazım güne..
Kaybolan anılar için gülümsemek lazım ve sevdiklerimizin sesini duymak lazım,kilometrelerce uzanan telefon kablolarını hatırlayarak..
Herkese mutlu Pazarlar,kahvaltılar..

bin ışık yılı uzakta istanbuldan..

tıpkı başlıkta olduğu gibi,kesmeşeker konya'dan hindistan'dan dinliyorum..
nasıl bir dinginlikse bu hala çözemediğim..
bana eskiyi hatırlatan,Quarantine'i ,dafniamı hatırlatan herşeyi seviyorum.."cuma gece yağmur yağdı,üç kişiydik boynumuz bükük"..şarkıdaki gibiydik hep..değişik şeyler ifade ediyorduk birbirimize varlığımız dışında ...şimdi okuduğum bir kitabın,dinlediğim bir şarkının satır aralarında anımsıyorum eski yaşanmışlıkları..
deli gibi zikrediyorum varlıklarınızı,koca bi nefesle ve bir gülümsemeye takiben düşen bir gözyaşıyla..
şarkıya kaptırıyorum kendimi.biraz mırıldanıyorum sonra aklıma gelenleri yazıyorum satırlarca..şimdi ikinizde benden ötelerde,birbirlerinden uzak şehirlerde sürdürüyorsunuz varlıgınızı,beraberiz aslında ..uzak kalsa da bedenler..bizim ruhlarımız hep bi yerde sanki..hayallerimizde...
ah canlar kaç gündür bi ağlamaklıyım ki sormayın ...deli deli fırtınalar var içimde..ağlıcak bir omuz arıyorum hala..
elimdeki yoklardan varoluyorum her seferinde..elime birikio küçük damlacıklar..iç çekiyorum canlarım..
varlığım varlığınıza hasret...
"akrep yelkovan üst üste durdu zaman 2yi 10 geçe
olanlardan gitarlardan
konuştuk durmadan kadınlardan
re majörden,dogru soruyu bulmaktan
evrenlerde, atomlardan,konya'dan hindistan'dan..."

!!: çağataycım doğum günün kutlu olsun..


içini dök düşünmeden..hiç üzülmeden..


dün gece hıçkıra hıçkıra ağladım döktüm içimi...kendime üzülmüorum sanırım benim için tasalananlara üzülüyorum..korkulcak bir şey yok aslında,en azından şu aşamada yok..umarım ilerisinde de olmaz..
ama şu an ölsem heralde en çok ögretmen olamadan,çocuklarıma kavuşamadan ölmek koyardı bana ...
ah annecim nasılda ağladın telefonda,nasılda seni çok seviyorum yavrum dedin..benide ağlattın..
böyle zamanlarda ağır basıyor insanın duygusal yönü..
yazsam yazacak daha neler var aslında .. en kısa zamanda devam edeceğim yazmaya..fazla duygusallaşınca moralime de hakim olamıyorum da..
neyse böyle şimdilik..


içini dök düşünmeden hiç üzülmeden
sonraaa sen,sen olursun.... :)