7 cücemmisin sen?

güzel güzel oturdum pc min başına.
ne zamandır fırsat bulup yazı yazamamıştım..

bugun genel olarak bahar dönemimden bahsetmek istiyorum ve haleti ruhiyemden ...


derslerim başladı,her gün saat sabah 08:00 de ilk ders başlıyor..salı günü dışında hergün 15:00 te bitiyor,salı günü 17:00 de.. ve perşembe günlerim boş..


dersler yine gecen dönemki tempoda devam edecek anladığım kadarıyla her derste sunumlarım var..halledebilirim elbette..


athena dinliyorum şu anda ..(eski bir forum geleneğinen kalma galiba:"şu an ne dinliyorsunuz?")Uzun zamandır Athena dinlemiyormuşum fark ettim bunu da.


cumartesi günü kpss denemesine gireceğim,bu gireceğim ilk kpss denemesi olacak,merak ediyorum acaba nasıl olacak,hiç çalışmaya başlamadığımı göz önünde bulundurursak başarısızlığımında benim için bir kriter olmayacağını anlıyorum..


garip ama kücüçük mutluluk kıvılcımları var içimde,yüzüm gülüyor..fakat hala erken kalkmaya alışamadım..


sonra yeni bir kitaba başladım,bir bitireyimde tavsiyelerime başlarım mutlaka..


hayatın kendini yenilediğine bir kez daha şahit oldum bugün..çok şükür dedim içimden..


şiddetten nefret ettiğimi hatta çıldıracak gibi olduğumu,özellikle küçük çocuklara yapılan şiddetin beni deli ettiğini artık daha da net anladım.

şiddete son!!


şimdi nerden esti bilemiyorum ama hoşuma gitti paylaşmak istedim diyelim..

benimde 7 cücelerim olsa keşke,

yüzlerindeki o masum gülümseme hep çok hoşuma gitmiştir..

(ama bnmde eeyore'm var,hemde pek masum..ve birazckta endişeli bakıyor..)

ve ne fark ettim şimdi hepimizin içinde aslında 7 cüceler var.küçücükler ama onlara kulak asmadan edemiyoruz.kimimiz uykuyu çok seviyoruz,kimimiz fazlaca neşeliyiz mesela tıpkı o 7 tanesi gibi :)



ne kadarınız gerçek sizin?

merhabalar uzunca bir aradan sonra..

bu kez pek bir hazırlıksız çıkıyorum karşınıza,aslına bakılırsa bir yazı yazmıştım sizlerle paylaşmak üzere,lakin henüz sonunu getiremedim..en kısa zamanda paylaşıma açacağım eminim yazımı(bitirir bitirmez).
teoman'ın renkli rüyalar oteli takılmış dilime..

yazılası konular bulmak lazım,bu aralar sıkıntım bundan..
eğlenceli ve güzel şeyler olmalı,paylaşıldığına değmeli.

halsiz ve birazcıkta yorgunum..

"küçük şeyler sevindirir ruhumu,hayal bile edemezsin sen bunu.."

bu da aklıma esiverdi birdenn..

farkındayım fazlaca karmaşık bir yazı oldu bu..

Kırkıncı Oda
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...? ? ?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...? ? ?
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz?
Derininizda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...? ? ?
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya, kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye,
hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz kapıyı usulca,
gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar,
ne yağmur,
ne de ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı, kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı, kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak..
Ahmet Altan
şiir hoşuma gitti paylaşmak istedim,ikbal gürpınar'ın sesinden dinlemek gerçekten çok güzel..

bahardan önce..

yine trabzon yolları görünüyor bana.bu kez özlem tekin'in dediği gibi "gidiyorum dönmem bahardan önce " hatta bahardan sonra dönerim belkide kim bilir..

ctesi akşam yola çıkıyorum işte..bir hafta daha kalabilirdim aslında karabükte hani kalsam iyi de olurdu..
dün pınarcıgımla konuştuğumuz gibi,bazen hayatımızda bir yerlere virgüller koyarız,sonra kaldığı yerden devam etsin diye,noktalar yoktur ama..
işte bende bu sefer yine karabük macerama bir virgül koyuyorum,kısmet artık ne zaman gelirsem,kaldığım yerden devam ederim hayatıma ..buraya gelirkende trabzona virgül koymuştum..
hayat böyle bir şey işte ...
ama karar verdim ki benim hayatımda noktalara yer yok,çünkü adı üstünde hayat bu,bitmiyor..nokta koysak ölürüz belkide..
yani elvedalar yok bende,tekrar görüşürüz ler var..

canım pınarım bana farklı bir bakış açısı kazandırdığın için çok teşekkür ederim sana canım..

bahar yarı yılı eminim yine yeterince yoğun olacak,bu çileyi çekmek lazım..hayatımı seviyorum..

sonra geçen gün trt de gezelim görelim tarzı bir programda uşak'ı gösterdi.bir teyze 70li yaşlarında galiba,ve gözleri görmüyor,taa 5 yaşından beri hemde..
ve bu teyzem öyle bir kilim dokuyor ki.şaşırırsınız,iplerin renklerini karıştırmamak için yumaklara nesneler iliştirmiş,sarı yumağa çakmak,yeşil yumağa çorap,kırmızıya kağıt,beyaza sopa..ve soruyor muhabir
-dünyayı hiç mi hatırlamıyorsun?
teyze cevap veriyor:
bir gece yıldızlara bakmıştım onları bilirim ,birde bir tarlada yeşil yaşil otların arasında kırmızı bir lale.. bu kadar diyor hepsi,başka bilmem dünyayı...

bir yandan şükrettim bir yandan ağladım,bir yandan da bu halimle yapamıyorum dediğim şeyleri düşündüm..ayıp etmişim bunca zaman kendime hayata...
oğlu var kocaman 40 lı yaşlarında olsa gerek,oğlunu gösteriyor ve diyor ki bunu boynuna çan bağlayıp büyüttüm ben..
yine düşünüyorum:yenilgilere yer yok bu hayatta,o teyzedeki azim,güç,yaşama sevinci...
bir kez daha utanıyorum kendimden...

sonra bir başka olayı daha anlatmak geldi içimden :
dün zonguldak karaelmas üniversitesi nden bir doçent vefat etmiş,hamileymiş,karnındaki bebek ölünce zehirlemiş anneyide,ama yetişememişler.anneyi de kaybetmişler..hemde bir çocuk annesiymiş...
haber beni derinden etkiledi..bu aralar yüksek lisansta karar veremeyen ben ,durdum düşündüm,o hocam nasıl hevesle yapmıştır yüksek lisansını yada böyle bir ölüm düşünmüşmüdür hiç...

yorumlamak size kalmış diyorum..
ben ölçtüm biçtim aklımın yettiği yere kadar..

kendinize ve yaşama sevincinize iyi bakın ..

HeArt sHaPed BoX

nasıl olduda böyle bir yazıyla çıktım karşınıza tam emin değilim..fonda ismini bu konuya uygun gördüğüm şarkı..

yukarıda resmi görülen nirvananın heart shaped box albümünün kapagıymış..zamanında courtney love(cadaloz'u) kurt cobain2e ikisininde seyirci olduğu bir konserde vermiş bunu.içinde deniz kabukları ve bilimum bişiler varmış...
kimbilir diyorum ve bir soru fırlatıyorum havaya,belki bir gün tutarız..
"belkide bir sevgililer günüydü?"

bu arada eğer hala sevgililer gününün tarihçesini okumadıysanız bir okuyun,bana pek mantıklı gelmedi...
ama olay nedir?sevmek sevilmek güzeldir..sevgiyle yaşamak gerekir.
birbirini çok sevenler bir güne sıkıştırmamalı bu sevgisini..

kalp şeklindeki o kutuların içine mutlu anılar koymak için 14 şubatlar beklenmemeli,hem sadece sevgili diye nitelenen karşı cins değil,anne,baba, kimbilir belkide hala,kardeş herkes nasibini almalıdır bence bu günden,tabii en yakın arkadaşları da unutmamak gerekir bence.

birde güzel temenni bulalım konumuzun sonuna,
gavur adetlerine inanmayın,bugunde ananızın babanızında elini öpün birer kalpli objede onlara alın :)

birde :aziz valentine 'in anısını yaşatmak boynumuzun borcu değildir,bir silkinin kendinize gelin yaaa...

all you need is love

hayaller..saçma sapan belki işte ama hayal.. adı üstünde ..bir ihtimal gerçek olabilir bütün hayaller gibi...
hayal bile kurarken korkmak kötü..
biraz bunalım biraz depresif belki ama böyle işte ..
sakinleşmek istiyorum,istedikçede derinlere daha derinlere doğru başlıyor bir seyahat..
kaçışı kurtuluşuda yok galiba..nasıl bir dert henüz çözemedim..sakal-bıyık hadisesi tam olarak hakim olaya..aşağıda sakallar,yukarıda bıyıklar ve ortada minicik elleri ve kocaman hayalleriyle margo..
yapayalnız olsa evrende bundan daha mı az üzülürdü acaba ..
başka bir yazının sonu geliyor aklıma bir çağrışımla
"Belkide başka türlü bir sevgi yoktur Maurice"

....
karma karışığım..
hani birazda kırık kalbim..
ama hala burdayım...
ararsanız 3. gezegendeyim..

kurbağa prens..

hoşuma gitti paylaşmak istedim..

ı love you but you're green :)

buyrun...

*linki düzelttim.. :)

kırmızı kurdelalı karneli kız


"Akdeniz KARADENİZ biz karneleri isteriz"diye bağırdığımız yıllara denk gelir karnelerimize kırmızı kurdela takılması..

O yıllar ders çalışmayı,derslerin 20 li yaşlara hatta 30lu yaşlara kadar süreceğini bilmediğimiz yıllardır aynı zamanda..
o günkü kadar şen olmasamda bu kırmızı kurdela da beni oldukça mutlu etti denebilir,bitmeye az mı kaldı çok mu kaldı tam kestiremesem de(yüksek lisans konusunda kararsızım hala).. okumasan çok sıkılırım diye düşünüyorum..çünkü bu ev kızı terimi çok ters geliyor hala bana..
derslerime bakıp bunlarda ders mi diyen olabilir tabii..lakin kendilerini biraz durup düşünmeye davet ediyorum..
sınıfa girip açın evladım 35. sayfayı Ali sen oku,Mehmet sen oku,Ayşe kalk sen de anlat diyen öğretmenlere inat ve onların yetiştirdikleri masum öğrencilere bakarak bir gözden geçirin fikirlerinizi..Ben müzik dersinde matematik yaptırmayacağım,yada müzik dersinde sosyal bilgilerde eksik kalan konuyu tekrar ettirmeyeceğim..Müzik dersinin saatinde şen sesler yükselecek sınıfımdan..

ben aklı selim bir öğretmen olacağım anlayacağınız,

YENİDEN İLKOKULU OKUMAK İSTEYENLER PARMAK KALDIRSINN :)

ordan burdan

(ufak bir değişiklik yapalım,hep aynı konudan yazmaktansa bu aralar yaşadıklarımın hepsini yazmak için konulara bölelim bu yazıyı..)*

serum
çağdaş drama derneğinin açmış olduğu yaratıcı drama kursu ve tabiiki yaşanan komik anlar var ilk önce..hayatımın en eğlenceli 6 gününü yaşadım sanırım.2 yaz önceki tofaş kampı kadar güzeldi benim için..yaklaşık 35 tane yeni insan tanıdım,güven,dikkat,konsantrasyon,devinim,enerji,sinerji adına herşeyi yaptık :)
bayan nüfusunun çogunlukta olmasına rağmen bizimle birlikte olan erkek arkadaşlarımız bizden daha hünerli çıkınca asıl eğlence başladı denebilir..Ankaradan bu gruba liderlik için gelen Nalan Olgun,Özlem Gökbulut,Yılmaz Erdal hocalarıma,ve Trabzonda bizim için bütün organizasyonlara gönüllü olan Ümit Arslan hocama teşekkürlerimi iletiyorum..
konunun başlığının neden serum olduğuna gelince sessiz sinema benzeri bir oyunda bir döngünün başında anlatılması istenen kelimenin dikiş makinesi olmasına karşın döngünün sonunda ortaya serum un çıkması..bununla kalmayıp serumun 6 günlük kampta her etkinliğe uyarlanılması..

kar
trabzonda karlı günler ikinci sırada yer alıyor..çok eğlenceliydi vallahi hepsi..kartopu oynadık karda yürüdük..karın zevkini maalesef ki kelimelere dökemiyorum..ama kar izlemeyi ve karda yürümeyi çok çok çok seviyorum.çocukluğum geliyor aklıma..daha mutlu olamam..

karabük
evimdeyim huzurlu mutlu..daha ne isterim ki.12 saat yolculuktan sonra tıklım tıklım dolu günlerim dün iner inmez karabük e kuzenlerimle buluştum,akşamına aşure partysi,ve bugunde çiğköfte partysi var..oo tam süper diyorum..


başka ne var bir bakalım..sanırım şimdilik bu kadar..bu yazımda mecburen olayları anlatmak zorunda kaldım çünkü çok fazla yaşanmışlık var bu 8 günde..

*:yazar omarlaziale'nin nokta nokta yazılarından etkilenmiştir..

amaçlarımız


işte böyle kenetlenmiş birbirine..hepinizi o kadar çok seviyorum ki.
biz birbirimizin tek destekçisiyiz hayatta..
gözlerimde yaşlarla yazıyorum bu yazıyı,6 gündür çok güzel şeyler yaşadım yazacak paylaşacak o kadar çok şey var ki..ama bu resim kadar etkilemedi beni hiç biri..
eksik kalan bir puzzle ı tamamlamak için toplanmış bütün bütün puzzlelar..
amaç birleşip puzzledaki bütünlüğü sağlamaksa.. biz hep varız,hep birlikteyiz ve görüntü net..gülen gözler..
Allah'ım çok şükür..